iPhone Factory | iPhone Hakkinda Hersey

28 Haziran 2007 Perşembe

Davasever Muhbirler Hürriyet'ten Yepyeni Hedefler


Davasever Muhbirler Hürriyet'ten Yepyeni Hedefler

Perihan Mağden

28/06/2007

Hürriyet ('Büyük Gazete') yaptı yine Hürriyet'liğini!
21 Haziran manşetleri: "Murad'ı deşifre etti." 22 Haziran: "Hemen hedef oldu."
Bir adet vatandaşımız (muhtemelen Amerikan vatandaşı 1 Türk 'asıllı') ki, ismi: Murad Gumen. Yani Türk alfabesinden 'ü' harfi 'u'laştırılmış; Murat 't'yle yazılıyor buralarda, Büyük Türk Milliyetçisi Kenize Murad gibi, bu şahsın ilk ismine de afili/Osmanlı 1 cila atılmış. 'De' harfi tercihiyle.
Bu şahıs ömründe daha Türkiye'yi görmemiş. Ama davacı mı davacı! Meselesi ne? 'Ermeni Yalanlarına' karşı muhtelif siteler, internetten sızmalar, muhbirlikler, karalamalar, hedef göstermeler, provokasyonlarla mücadele vermek.
Ve fakat ismini/cismini/işini/gücünü aşırı 1 hassasiyetle gizliyor. Neden?
Kendi ağzından dinleyelim: "Gerçek adımı söylersem, biliyorum ki ne aile huzurumdan, ne iş hayatımdan, ne de internetteki sitemden eser kalacak."
Şahsi huzuru konusunda (ve iş ilişkileri) bu denli hassas olan, Türkiye'yi bir kez bile görmemiş, muhtemelen hiç Türkçe konuşamayan ya da berbat 1 aksanla konuşan bu kişi, bir takma adın ardına sığınarak, yıllardır ortalığı bayağı bir terörize etmeye muvaffak oluyor. Nedir internetteki Bu Sanal Terörist'in ismi peki? Holdwater! Evet, Holdwater! Kâse? Kap? Kova? Sututan? Sukaçırmayan?
Türkçesi zayıf (ya da sıfır) olduğundan yukarıdaki Türkçe adları önermeden edemedim kendisine. Muhakkak bu tuhaf mı saçma 'Holdwater'ın arkasına sığınmasında 'takma' ad olarak, bir sürü psikanalitik/psikolojik/psişik neden vardır. Kendisinin dahi farkında olmadığı.
(En çok da kendisinin farkında olmadığı.)
Hakiki bir ismi/cismi/işi olan Taner Akçam'ın diyelim, yayımlanan kitabı üstüne bir konuşma yapmaya gittiği Montreal'de 'terörist' olduğu gerekçesiyle sorgulanıp 4 saat gözaltında tutulmasını temin ediyor/ettirebiliyor 'Holdwater'.
Yani hakiki isimleriyle varolmayı tercih eden biliminsanlarının huzurlarının kaçması/gözaltına alınmaları/tehditler almaları/hedef tahtası haline getirilmeleri konusunda, hiç mi hiç 'hassas' değil. Yalnızca kendine hassas. Ve aşırı korkak. Müthiş 'tedbirli'.
Yurdunu bir kez dahi görmemiş 'Holdwater' Murad Gumen, "77'de evi bombalanan ve Türkiye'ye kaçmak zorunda kalan Prof. Stanford Shaw'un başına gelenlerden beri," çok çok çok korkuyor.
Herhalde ennn çok 'haklı davasını savunmak' için her türlü herzeyi yemekte hiçbir beis görmediği 'yurduna' kaçmak zorunda kalmaktan korkuyor Murad Gumen. Düşünsenize, 30 yıl önce cereyan etmiş, aslını feslini merak ettiğim Bu Stanford Shaw Hikâyesi'ni kendine 'örnek' ediniyor.
Ediniyor ki; diyelim Minnesota Üniversitesi'nde tarih okutan Taner Akçam, yani ismi/cismi/işyeri/ve her şeyi ortada olan birine muhtelif kötülükler yapabilsin, ihbarlar yaratıklandırıp iftira ve karalama kampanyaları yürütebilsin. Ama kendisinin 'huzuruna', 'işine gücüne' zarar gelmesin.
Milliyetçi Empati Büyük Gazetesi de 1 ay önce Akçam'ın Agos'ta çıkan yazısından yola çıkarak bu Türk Davası İhbarcısı'nı manşetten savunabilsin. Daha mühimi: aynen Hrant Dink'e Agos'ta çıkan Sabiha Gökçen yazılarının akabinde yaptıkları üzre, Milliyetçi (Bizim) Çocuklar nezdinde (ve pek tabii ki onların Esrarengiz Ağbileri) yeni bir HEDEF yaratıklandırabilsin. Aferin Hürriyet'e! Ve onun cin olmadan mütemadiyen insan çarpan Genel Ağbisine!
Türkiye'yi ('davası' için sinsice bunca uğraştığı 'yurdunu' yani) 1 kez bile görmemiş olan çizgi filmci Murad Gumen'in (muhtemelen psikolojik) bu 'meseleye' saplanması ise şöyle oluyor:
"KOLEJDE bir gün Ermeni gençler duvara propaganda afişi asmıştı. Türk bayrağının yıldızını Nazilerin gamalı haçına benzetmişlerdi ve o haçtan Ermeni kanı damlıyordu. Evde anneme 'Türkler suçsuz Ermenileri katletmiş, doğru mu?' diye sordum. Annem 'Sakın bunu tartışma, seni okuldan BİLE atarlar' dedi. Annemin gözlerine sinen O KORKUYU hep hatırladım."
Yukarıdaki 'hikâye' dikkatinizi çekerim; çocuk 4-5 yaşlarındayken değil, 'kolejdeyken' geçiyor. Yani annesine koşarak Ermeni Soykırımı İddiaları'nın aslını feslini 'sorgulayan' ve annesinin gözlerindeki O KORKUYU bir daha unutamayan Murad Gumen, reşit yaşta iken.
Çocuk (kolejdeki) Ermeniler'in 'boş' iddialarına kanıp bu zırva (bebeksi) soruyu sorduğuna göre, anne neden bu denli korkuyor? İşte evladın 'oyuna getirilmiş'/kafalanmış/bırak dağınık kalsın; zira, anne bunu tartışmaktan (zaten) çocuğu men ediyor. BU dehşetengiz korku (muhtemelen Los Angeles'ta yaşanan) niye? Annenin sorunu nedir?
Bir de 'Okuldan BİLE atarlar'a dikkatinizi çekerim. Daha ilersi Walt Disney Stüdyoları'nda Mickey Mouse filan çizmekte olan (Murad Gumen'in) babasının Amerika'dan BİLE atılmasıdır, herhalde. O KORKU, bu korku.
Anlaşılan, Ermeni Tezi'ne bunca sahip çıkan (bu ailenin mantığı ile gidersek) bunu sorgulama 'cüretini' gösterecek 1 kolej öğrencisini okuldan BİLE atacak Faşist Amerika'da kalmak (hatta yapışmak) için BU ailedeki BU ısrar niye? Neden BU denli Türkiye'den korkuyorlar?
İnandığı Milli Davası uğruna zamanının hatırı sayılır kısmını internet başında onu/bunu 'tuzağa düşürmek' için harcayan 'Holdwater' (Kâse) neden 1 kez bile yurdunu görmüyor? Görmek istemiyor? Prof. Shaw gibi, oraya kaçmak zorunda kalmaktan KORKUYOR?
Dönme Psikolojisi? Amerika'da birden Ennn Ermeni Düşmanı kesilme hali? Kimlik Krizi? Dava Fiksasyonu? Üstelik de gizli-kapaklı kalarak? Muhtemelen Ermenilerle(+Yahudilerle) 'İ$$' yaparak. O bağlantıları ('huzurunu') kaybetmekten korkup, el âlemin huzuruna 5 kuruşluk kıymet vermeyerek. Başkalarının kariyerine+hayatına kast ederek.
Ve tabii Hürriyet'in (aynen Hrant Dink'te olduğu gibi)
bir ay kadar sonra Agos'taki Taner Akçam yazısını 'keşfedip' Yeni 1 Hedef yaratıklandırma çabası.
Ve saireleme hakikaten.
Hudson Enstitüsü anlaşılan, hakikatlerle alakalı değil. Zeyno Baran gibi askeri muhayyilelerle vakit kaybetmek yerine, 1 Hürriyet raportörü tutsunlar kendilerine. Senaryoları ORDAN okusunlar derinlemesine.

22 Haziran 2007 Cuma

Niye Olmasin...

Türkiye'de Tanrı var mı?

H. Gökhan Özgün

22/06/2007

Dostoyevski'nin 'Tanrı sorunsalı' enteresan bir sorunsaldır. Basitliği yüzünden enteresandır. 'Tanrı yoksa her şey ama her şey mübahtır.'
Aslında Dostoyevski, ahlakı ve Tanrı'yı bir ve aynı şey olarak görür, ortaya attığı sorunsalın basitliği bundandır. Tanrı yoksa ahlak da yoktur. En azından ahlaka gerek yoktur.
Ama Dostoyevski'nin kafa kurcalayan, bazen de insanı baştan çıkaran meselesi burada bitmez. Çünkü, daha da enteresan olan bu önermenin tersidir. Ahlâk yoksa, Tanrı da yoktur.
İşte bu noktada Dostoyevski'nin basitliği insan denen garibanın taşımakta güçlük çekeceği bir karmaşaya kavuşur. 'Küçük bir çocuğa işkence edilen bir dünyada Tanrı yoktur' diye isyan eden Dostoyevski, zaman zaman da 'Tanrı'nın olduğu bir dünyada küçük bir çocuğa işkence edilmemeli' diye düşünür. Yani 'insanlık hali'ne şahit olmanın getirdiği şüpheyle, inancın mahsulü şevk arasında bocalar durur.
Dostoyevski'nin teolojisi bir anlamda 'ateist' bir teolojidir. Kutsal kitaplar üzerinden ilerlemez. Dostoyevski'nin dünyasında 'Niye?' diye soran kişi inançlıdır, ahlaki bir meselesi vardır. 'Niye olmasın?' diye soran kişi inançsızdır ve onun için her şey mübahtır. Dostoyevski'yi büyük yapan da belki budur. İnançlı bir Hıristiyan olmasına rağmen, Tanrı'yı kendi inancı, kendi kitabı üzerinden değil, evrensel kavramlar üzerinden tartışmış olmasıdır.
Batı, Tanrı üzerinden yüzyıllarca ahlakı tartışmıştır, Uzakdoğu ahlakı, 'her şey üzerinden' binlerce yıl tartışmıştır. Biz ise medeniyetlerin daha ziyade çarpışarak büyük bir kaza yaptığı ortamda ahlakı yalnızca bir lise dersi olarak biliriz ve gökten yurdumuzun üzerine düşmesini bekleriz. Ne yazık ki kitaplar gökten iniyor ama ahlak gökten inmiyor. Ahlak beşeridir ve üzerinde durulmazsa şaşabilir.
Bugün memleketimize baktığınızda kaç kişi bulabilirsiniz, hangi kesimden olursa olsun, 'Niye?' sorusunu soran. Memleketimizde gittikçe 'Niye olmasın?' sorusu büyük bir hırsla 'Niye?' sorusunun yerini almaktadır.
Irak'a girelim mi?
Burada 'Niye' sorusuna cevap vermek deveye hendek atlatmaya benzer.
Ama Türkiye 'Niye olmasın'ı sever.
Amerika girmiş, PKK orada, ordumuz büyük, halkımız huzursuz, 'E, Niye olmasın?' Valla meseleyi böyle koyarsanız, girelim o zaman.
'Niye olmasın'cılar cesurdur, 'Niye'ciler korkak. 'Niye olmasın'cılar süratlidir, 'Niye'ciler hantal. 'Niye olmasın'cılar kahramandır, 'Niye'ciler teslimiyetçi ve vatan haini. 'Niye olmasın'cılar külyutmazdır, 'Niye'ciler şaşkın ve saf. 'Niye olmasın'cılar gerçekçidir, 'reel'dir, 'Niye'cilerin aklı bir karış havada. 'Niye olmasın'cılar mütevazı ve halkçıdır, 'Niye'ciler mağrur ve entel.
Halbuki ahlakı tartışmayı başarabilmiş toplumlarda bunun cevabı basittir. 'Niye'cilerin bir 'ahlak meselesi' vardır. 'Niye olmasın'cıların, şu veya bu nedenle yoktur. O kadar.
İşin en garibi, 'Niye'cilere Türkiye'de bugünlerde 'liberal' deniyor. 'Niye olmasın'cılara ise canı ne isterse, milliyetçi, bağımsızlık yanlısı, Cumhuriyetçi, demokrat, hatta liberal, duruma göre, ne gerekirse.
Demokrasilerde asker vesayeti olmaz dersin. Binbir renkte 'Niye olmasın?' cevabı alırsın. Birey ölçeğinde de durum aynıdır. 'Devrimci' bir yönetmen 'değme faşist' bir film yönetir. 'Niye?' diye sorarsın. Cevap basittir. 'Niye olmasın?'
Bu 'Niye olmasın' meşrebi o raddeye varmıştır ki, artık memleketimizde bunu temsil eden bir siyasi parti bile vardır. Adını da hızlı hareket etme kabiliyetinden almış olsa gerek, o parti, evet bildiniz, 'Genç Parti'dir.
Türkiye'nin zaafının kendi zaaflarıyla örtüştüğünü keşfeden Cem Uzan, Türkiye'nin partisini, 'Niye olmasın' partisini kurmuş ve bir çırpıda son sürat büyütmüştür. Bu muammaya kısa bir süre şaşıran Türkiye, sonra cevabını hemen bulmuş ve rahatlamıştır: 'Niye olmasın?'
Genç Parti programı küçük küçük ilan edilebilir kıvamdadır. Çünkü Türkiye'nin bütün 'Niye olmasın'larını eksiksiz sıralamaktadır. Yarın Meclis'e girerse ve bu partiyle birileri koalisyona giderse, işte o koalisyonun adı da 'Niye olmasın' koalisyonu olacaktır.
Evet, Türkiye 'Olmazlar' demokrasisinden, 'Niye olmasın' demokrasisine geçmeyi başarmıştır. Belki bir gün, öyle kendiliğinden 'Niye' demokrasisine de geçiverecektir.
Di mi? Niye olmasın?
Not: Bu arada Oyakbank, 'PKK yardakçısı' Hollandalılara satılmış. Niye olmasın?
Hollandalılar niye PKK yardakçısı? Niye olmasın?
Ordunun bankası niye var? Niye olmasın?

18 Haziran 2007 Pazartesi

Tinariwen "Amasskoul" | Özel Konuk Carlos Santana



Tinariwen "Amasskoul" | Özel Konuk Carlos Santana

Montreux Jazz Festivali