iPhone Factory | iPhone Hakkinda Hersey

16 Nisan 2008 Çarşamba

EPIC

2014 Museum of Media HistoryZamanların en iyisini yaşıyoruz. Zamanların en kötüsünü yaşıyoruz.

2015’te insanlar daha önceki zamanlarda hayal bile edilemeyecek kadar geniş ve derin bilgilere erişebiliyorlar.

Herkes bir şekilde katkıda bulunuyor.

Herkes yaşayan, nefes alan bir medya ortamı oluşturmak için katılıyor. Ancak bildiğiniz manada "Basın", çoktan yok oldu. Dördüncü Kuvvet’in hazineleri yok olmaya yüz tuttu. 20. yy. haber organizasyonları sonradan hatırlanan, çok da uzak olmayan bir geçmişin kalıntıları.

2015’e uzanan yol 20. yy.’ın ortasında başladı.

İsveç’teki CERN Parçacık Fiziği Laboratuarı’nda bir bilgisayar bilimcisi olan Tim Berners-Lee, 1989 yılında dünya çağındaki ağı, World Wide Web’i (WWW) keşfetti.

Amazon.com 1994’te kuruldu. Genç sahibi, her şeyi satan bir dükkân hayal ediyordu. Amazon’un modeli, sonradan internet satışında standart haline gelecekti, otomatikleştirilmiş, kişisel tavsiyelere dayalıydı. Tavsiyede bulunabilen bir dükkân.

İki Stanford üniversiteli programcı, 1998 yılında Google’ı ortaya çıkardı. Algoritmaları Amazon’un mantığını yankılıyordu; linklere tavsiyeler gibi bakıyordu ve bu yapı dünyanın en etkili arama motorunun gücünü sağlıyordu.

TiVo, 1999 yılında pazara sunulunca, televizyon izleme alışkanlıklarını değiştiriyor ve izleyicileri zaman ve reklâm sınırlamasından kurtarıyordu; neredeyse deneyen hiç kimse vazgeçemiyordu.

Aynı yıl, bir nokta com şirketi olan Pyra Labs, Blogger adlı kişisel yayıncılık aracını duyuruyordu.

Friendster 2002 yılında işe başladığında, yüz binlerce genç tarafından hayatlarının inanılmaz derecede detaylı katalogları, ilgi alanları, hayat tarzları ve sosyal ağları ile dolduruluyor. 2002’de aynı zamanda Google News da yayına geçiyor. Buna gazetecilik organizasyonları itiraz ediyorlar; çünkü Google News çeşitli haber kaynaklarından tamamen bilgisayarlar tarafından süzülerek yayına hazırlanıyor.

Google 2003’te Blogger’ı satın aldı. Bu sene Blog yılıydı.

Her şeyin başladığı yıl 2004 olarak bilinecekti.

Reason dergisi abonelerinin her birine, kapağında kendi evinin uydudan çekilmiş fotoğrafı olan ve her okur için özel bilgiler içeren bir sayı gönderiyor.

Sony ve Philips dünyanın ilk kitlesel üretilen elektronik kağıdını duyurdu.

Google, her kullanıcı için 1 GB boş alanla birlikte GMail’i duyurdu.

Microsoft, internetteki haberleri süzen Newsbot’u duyurdu.

Amazon, Google teknolojisiyle üretilen, aynı zamanda Amazon tavsiye sistemini de içeren A9 adını verdiği arama motorunu duyurdu.

Ve ardından Google kamuya açıldı.

Nakite boğulan Google, dünyayı haritalayıp online olarak sunan Keyhole şirketini satın aldı. Aynı zamanda dünyadaki kütüphaneleri sayısallaştırıp, indekslemeye de başladı.

Apple’ın iPod’u podcasting terimini esinlendirdi ve kişisel radyo çağı başladı. Artık kendi düşüncelerimizi, müziğimizi, doğrudan diğerlerinin müzik çalarlarına yayınlayabiliriz.

2005 – Microsoft, Google’ın son hamlelerine cevap olarak Friendster’ı satın aldı.

Apple, WifiPod adındaki entegre kamerasıyla podcast ve resimleri yayınlayıp alabilen portatif medya çalarını duyurdu.
Google Grid
2006 – Google tüm hizmetlerini Google Grid adını verdiği evrensel platform altında birleştirdi. Buradan, her çeşit medyanın depolanıp paylaşılabileceği, işlevsel olarak sınırsız miktarda depolama alanı ve bant genişliği sunuldu. Her zaman bağlı, her yerden erişilebilir. Her kullanıcı kendine bir mahremiyet seviyesi belirler. Kendi içeriğini güvenli biçimde Google Grid üstünde depolayabilir veya herkesin görmesi için yayınlayabilir. İnsanların hayatlarının medya manzarasına eklenmesi asla şimdiki kadar kolay olmamıştı. Herhangi bir kişi, herkesin medyayı tüketebildiği gibi, onu oluşturabilir de.

2007 – Microsoft, Google’dan artarak gelen mücadelelere bir haber ağı ve katılımcı gazetecilik platformu olan Newsbotster ile cevap verir. Newsbotster, her kullanıcının arkadaşlarının okuyup izlediklerine göre haberleri derecelendirir ve sıralar. Aynı zamanda herkesin gördüklerini yorumlamasını da sağlar.

Sony’nin ePaper ürünü, bu yıl gerçek kâğıttan daha ucuza mal olur ve Newsbotster için tercih edilen ortam haline gelir.
Googlezone mensubu haber ustası
2008 - Microsoft’un hedeflerini sarsacak bir birleşmeye sahne olur. Google ve Amazon güçlerini birleştirerek Googlezon’u oluştururlar. Google, Google Grid ve arama teknolojisini sunar. Amazon sosyal tavsiye motorunu ve devasa ticari altyapısını sunar. Birlikte ellerindeki her kullanıcıya ait sosyal ağ, demografi, alışveriş alışkanlıkları ve okuma tercihleri gibi detaylı bilgileri kullanırlar ve içerik ve reklâmların nihai derecede özelleştirilebilmesini sağlarlar.

Bu sene NYT online tarafta ücretli bir modele geçer. Ancak içeriklerini Googlezone indeksleme bilgisayarlarına açık tutar.

2010 yılındaki “Haber Savaşları”, gerçekte haber organizasyonu olan hiçbir kurum katılmadığı için dikkat çekicidir.

Googlezon ve Microsoft her hafta hizmetlerini daha da geliştirerek yüzleşirler.

Googlezon en sonunda Microsoft’u, yazılım devinin cevap veremeyeceği özelliklerle yener. Googlezon bilgisayarları, yeni bir algoritma kullanarak haberleri, isimleri, yerleri, resimler ve diğer bağlamsal ipuçlarını bir araya getirip, gerçeklerle şahıslardan yapılan alıntıları ayırt ederek, istatistiksel bilgileri esnek eşitliklere çevirirler. Ardından Googlezone bunları tekrar sıralar, tekrar hesaplar ve tekrar bir araya getirir ve bizden aldığı bilgileri ekler: blog verilerimiz, fotoğraflarımız, alışverişlerimiz, hayatımız. Haberler aniden daha önceden olmadığı kadar tutarlı hale gelir.

2011 yılında, uyuklayan Dördüncü Kuvvet, uyanır ve ilk ve son direnişini yapar. New York Times Şirketi Googlezon’u dava eder. Sebep olarak şirketin gerçekleri ayıklayan sistemlerinin telif hakları yasasına karşı olması gösterilir. Anayasa Mahkemesine kadar giden dava, 4 Ağustos 2011’de Googlezon lehine neticelenir.
The Evolving Personalized Information Construct-Gelişen Kişisel Enformasyon Yapısı
9 Mart Pazar 2014 tarihinde, Googlezon EPIC’i duyurur.

“Gelişen Kişisel Enformasyon Yapısı” EPIC, yayılan, kaotik medya manzaramızın süzüldüğü, düzenlendiği ve aktarıldığı sistem. Şimdi herkes katkıda bulunuyor; blog girdilerinden, cep telefonu resimlerine, video görüntülerinden, başlı başına araştırmalara kadar. Birçok insan bundan para da kazanıyor; katkılarının popülerliği ile doğru orantılı biçimde, Google’ın engin reklâm gelirlerinden minik bir parça.

EPIC her kullanıcı için özel bir içerik paketi üretir. Kullanıcının tercihleri, tüketim alışkanlıkları, ilgileri, demografik bilgileri, sosyal çevresi, ürünü şekillendirmede kullanılır.

Serbest çalışan bir editör nesli ortaya çıktı. Bu insanlar EPIC içeriklerine bağlanma, süzme, önem sırasına göre dizme yeteneklerini satıyorlar. Hepimiz birçok editöre aboneyiz. EPIC, onların tercihlerini eşleştirip karıştırmamıza imkân tanıyor.

EPIC, en iyi bakış açısıyla, usta okurlar için yayına hazırlanıyor ve şimdiye kadar olanlardan daha derin, daha geniş ve daha ayrıntılı bir dünya özeti sunuyor. Ama en kötü bakış açısıyla -ve birçok kişi için- EPIC sadece, çoğu gerçek olmayan, tamamı dar, sığ ve duygusal bir ıvır zıvır koleksiyonu.

2014 yılında New York Times elektronik sürümü sona erdi. NYT, zayıf bir protesto olarak sadece elit ve yaşlı insanlar için basılı bir haber bülteni haline geldi.

2015, yılında New York Times Digital sürümünün eski çalışanı Pinki Nankani, gazetecilik ihtiyacını giderebileceği yeni bir alan buldu. Yaşadığı çevrede GPS etiketine sahip yayınları toplamaya ve süzmeye başladı. Kısa sürede Pinki’nin haber feed’i yerel habercilik anlamında bir yıldız oldu. Ardından gitgide daha fazla insan bunun bir parçası olabileceklerini fark ettiler ve yaptıkları yayınları GPS verisiyle etiketlemeye başladılar.

Ama belki de olaylar başka şekilde gelişebilirdi.

15 Nisan 2008 Salı

Semantic Web (Web 3.0)

"Web için bir hayalim var; bilgisayarlar, web üzerindeki tüm veriyi (içerikler, bağlantılar ve insanlarla bilgisayarlar arasındaki işlemler), analiz etme kabiliyetine sahip olacaklar. Henüz hazır olmasa da 'Semantic Web'in yapılması mümkün!. Hazır olduğunda ise günden güne ticaret yöntemlerimiz, bürokrasi ve günlük yaşamlarımız birbiri ile konuşan makinalar tarafından idare edilecek. İnsanlığın asırlardır konuştuğu 'zeki araçlar' gerçek olacak."

semantic web roadmap
Söz büyüğündür der atalarımız, bu nedenle lafıma, internetin babası, semantic web kavramını ilk ortaya atan ve gerçekleşmesi için bir yol haritası bize sunan üstad Tim Berners-Lee ile başlayalım istedim. Geçtiğimiz yıl Web 2.0'ı anlamaya ve kavramaya çalışırken, geçen Kasım(Kasım 2006) ayında Web 3.0 adıyla yeni bir kavram duyduk. Neymiş bu Web3.0 dediğimizde eski bir terim ile semantic web kavramı ile karşılaştık. Aşağıdaki grafikte Web 4.0'ın bile adının geçtiğini dikkatinizi çekmek isterim. O da ayrı bir makale konusu olduğundan lafı çok uzatmadan neymiş bu semantic web gelin beraber inceleyelim.
Semantic Web nedir?
Web 1.0' da sayfalar insanların okuyup anlayabileceği şekilde hazırlanıyordu. Web 2.0 ile verileri etiketlemeye ve AJAX tekniği ile web sayfaları kullanımı kolay ve hızlı bir hal aldı. Makinelerin birbirleri ile konuşabilmesi için XML çıktılar veren metodlar ürettik. SOAP ve benzeri protokoller inşa ettik. Tim Berners Lee'nin telafuzunu ettiği Web 3.0’a geçiş için gerekli olan hazırlıkları yaptık. Başında 'e' harfi koyarak bürokratik işleri bizim için makinalarin yapmasını sağladık. Bu makinaların konuştuğu yerlerde karar gerektiren noktalara ise insanlar koyduk. Web 3.0 ile makinalar bizi daha önceki davranışlarımızdan ve konuştuklarımızdan anlamaya ve çözümler üretmeye çalışacak. Makina-Makina ile karar gerektiren kısımlarda da konuşabilecek. Bu konuyu aşağıdaki gibi bir örnek ile açıklama çalışayım.

Hayal edin!, diyelim ki cumartesi günü basketbol maçı yapacaksınız ve basketbol maçı yapmak için bir yer arıyorsunuz. Arama motoruna "istanbul'da cumartesi günü uygun basketbol sahası" şeklinde bir arama yaptınız. Arama motoru cümleyi yorumladı ve size sadece basketbol sahalarının bulunduğu siteleri getirdi. Hatta istanbul kriterinide girdiginiz icin sadece Istanbul'dakileri sahaları getirdi. İşte size semantic web budur. Semantic web zayıf bir yapay zeka kullanır. İşi biraz yokuşa sürelim ve yapay zeka kavramını devreye sokalım. Arama motoru hava durumunu inceleyip, cumartesi günü İstanbul'da yağış olduğu için sizi uyararak üstü açık olan basketbol sahalarını görmek isteyip, istemediğimi sorabilir. Yada sadece üstü kapalı basketbol sahalarını listeleyebilir. İşte yapay zeka ile semantic web arasındaki fark budur.

Bu örnekten sonra gerçekleşmesi için neler gerektiğine bakalım.

Peki makinalar, siteleri bizim gibi nasıl anlayacak?
Makinaların bizi anlaması için gerçekten çok fazla veriye ihtiyaç var. İnternette bu veriler yeterli oranda mevcut. Fakat dağınık ve hiçbirinin bir diğerine makinaların anlayabileceği bir ilişkisi yok. Yani verilerin toplanması ve yorumlanması ve daha sonraki sorgulamalar için depolanması gerekiyor. Şimdi bu 3 temel öğe altında neler yapılıyor yada yapılması gerekiyor onları inceleyelim.

1) Verileri Anlamlı Bir Şekilde Ayrıştırma

a) Etiketleme Yöntemiyle İçeriği Toplamak:
Web 2.0 ile beraber, hayatımızda etiketleme(tag) kavramı ortaya çıktı. Böylece makinaların bir sürü veri içinden biz insanlar için öncelikli ve gerekli olan bir veri alanı oluşturmuş olduk. Etiketlemenin en büyük avantajı, kelimeler arasındaki ilişkilerin insanlar tarafından sağlanıyor olması. Mesela, kartal resimlerinin bulunduğu bir siteyi etiketlemek istesek, etiketimiz sanırım “kartal kuş fotoğraf ” gibi bir etiketler dizisine sahip olurdu. Böylece sizin botlarınızın yapacağı işi insanlar yapmış olacak. %20’ye %80 kuralını bilirsiniz. Web üzerindeki verinin %20’si gerçekten insanların ihtiyacı olan veridir. Geri kalan %80 ise çöp veridir. Buna dayanarak, insanların girdiği veri tamamiyle %20’lik olan gerekli alana girecektir. Etiketlemek, aynı dizideki etiketlere göre bir anlam ilişkisi bulunur. Yukarıdaki örneğimizi ele alalım. Kartal bir kuştur. Ve sitedeki veriler kuş resimleridir. Çok güçlü olmasada kendimize küçük bir semantic web uygulaması oluşturduk. Tabii daha yapılması gereken çok iş var. Bu sadece bir başlangıç olduğunu unutmamak gerekir.

Etiketleme ile ilgili araç-amaç ilişkisine şuan aklıma gelen en güzel örnek, Google Image Labeler. Google'ın amacı etiketi olmayan resimleri etiket altında toplamak. Ama bir sürü etiketlenmesi gereken resim var. Bu iş için nasıl bir şey yapmalı? İnsanlar eğlenceyi sever. Oyunlar eğlencelidir. Neden bu işi oyun olarak sunmayalım düşüncesi ile ortaya çıkmıştır.

b) Alana Göre İçeriği Toplamak:
Daha öncede söylediğim gibi semantic web için büyük bir içerik gerekli. Google'ın veri madenciliği yapmasının sebebi bu aslında. Google'ın hedefi, Hakia gibi semantic web. hatta belki daha da ileriye giderek yapay zeka (Google'ın Master Plan'ın çizili olduğu kocaman yazı tahtasını incelemiş olanlar "AI Developer" hayallerini bilirler.) konuları. Fakat Google, Hakia’dan farklı olarak taklit ederek öğrenme yöntemini izliyor. Belli bir alana (domain) yönelik çıkardığı servisler bu amaca hizmet ediyor. İsterseniz bu servislerden bir kaçına bakalım;

1) GMail; epostaların hayatımıza girmesi ile çok önemli veriler, eposta kutularımızda toplanmaya başladı. Üye olduğumuz yerler (ilgi alanlarımız) ve şifreleri, özel yazışmalarımız, konuşama şeklimiz vs.. Neden google'ın bir dosyayı silmenizi istemediğini 2.8 GB alan verdiğini düşünüyorsunuz. Hatırlarsanız gmail ilk çıktığında davetiye yolu ile çalışıyordu. Yani insanların birbiri ile olan ilişkilerinide tutmakla işe başladılar.

2) GTalk; eğer bir bot yazacak olsanız. Dünyada bir çok insanın, sorulara karşı verdiği cevapları loglasanız ne elde ederdiniz. Birçoğumuz konuşurken çeşitli hazır kalıpları kullanırız.

- Naber
- İyilik, senden

Bu kalıp ve benzeri kalıpları sürekli kullanıyoruz. GTalk Google için inanılmaz bir insanı taklit aracı.

3) Google Image Labeler; oyun görünümlü servis. Web kullanıcıları bedavaya veri girişi için kullanamanın en etkili yolu :)

c) Anlamlı İndeksleme ve Dilbilgisi:
Hakia’dan yola çıkmak bu konu başlığı için çok doğru olacak. Yahoo ve Google’ın pagerank algoritması verileri kelime anlamına göre indekslemez. Metaya göre indeksler. Bu nedenle yukarıda söylediğimiz alana gore içerik toplama yöntemiyle ilerliyorlar. Anlamlı indeksleme için ise özellikle Google’ın çalışmaları olduğunu site çeviri servisi gibi bazı servisler bize ipucu veriyor. Hakia’nın çalışmaları veriyi anlamlandırarak indeksleme temeline dayanıyor. Özellikle yaptıkları OntoSem (Ontological Semantics) adındaki teknolojileri bu işe yarıyor. OntoSem, Prof. Victor Raskin’in akademik çalışması; bu konunun amacı doğal dilleri anlamlandırma temeline dayanıyor. Yani doğal diller üzerinde işlemler yazılım mühendisliğine dayanıyor. Bu ciddi zorlukları olan bir konu. Cümle öğelerine bölünerek anlamlandırıldığı gibi tipine görede bir ontology ağacında yerini alıyor. Böylece kelimeler ağaçtaki yerine gore indeksleniyor. Yapay zekanın önemli konu olacağı şüphesiz bir konu. Hakia’nın diğer çalışmalarına buradan erişilebilir.

2) Ayrıştırılan Verilerin Bir Yerde Toplanması
Verileri toplamak için en yaygın yöntem olarak, RDF kullanılmaktadır. RDF(Resource Description Framework) W3C’ bulduğu bir ilişkilendirme çatısıdır. Şimdiden birçok kurum ve kuruluş tarafından standart olarak kabul edilmiş ve kullanılmaya başlamıştır. Dilbilgisindeki özne, nesne, yüklem bağlantısına benzeyen bir söz dizimine sahiptir.

Yukarıda daha önce verdiğimiz örneğe geri dönersek; İstanbuldaki basketbol sahalarını listelemek. İTÜ, İstanbul’un en güzel basketbol sahasına sahiptir. Burada ‘İTÜ’ özne, ‘İstanbul’ nesne, ‘en güzel basketbol sahasına sahiptir’ ise yüklemdir. Şimdi bunu RDF içinde görelim.

xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
xmlns:dc="http://netology.org/dc/elements/1.1/">


İTÜ
İstanbul

http://netology.org/dc/elements/1.1/ adresinde location ve city tanimlanmistir.

RDF Resource Description Framework Icon

Yukarıdaki örnekten de anlaşılacağı üzere RDF karışık bir yapıya sahiptir. Bu sebeple OWL(Web Ontology Language) kullanılmaktadır. OWL ontology grupları oluşturmaya yarar ve RDF'ten çok daha kolaydır. Aşağıda yaşlı kadınların sahip olduğu kediler ile ilgili bir örnek verilmiştir.

Class(a:old_lady complete
intersectionOf(a:person a:female a:elderly))

Class(a:old_lady partial intersectionOf(
restriction(a:has_pet allValuesFrom (a:cat))
restriction(a:has_pet someValuesFrom (a:animal))))

Class(a:cat_owner complete intersectionOf(a:person
restriction(a:has_pet someValuesFrom (a:cat))))

  • Yaşlı kadınlar muhakkak evcil bir hayvana sahiptir.
  • Yaşlı kadınların evcil hayvanları kedilerdir.
  • Kedilerin sahibi yaşlı kadınlardır.

Daha kapsamlı bir örneğe buradan erişebilirsiniz.

3) Anlamlı Verilerin İçinden Sorgulama
SPARQL en çok kullanılan sorgulama dilidir. Hakia'nında bu konuda kendi geliştirdiği QDEX(Query Detection and Extraction) adında bir teknoloji ile bu işi yapar.

Semantic Web İçin Başlangıç Noktası Neden Arama Motorları?
İnsanların hayatında her zaman büyük yada küçük bir hedefi vardır. Hedeflere ulaşmak için çeşitli çözüm ararlar. İşte anahtar kelime bu, Aramak. Hayatımız hep birşeyler arayarak geçer. Bir insanın 3 tip hedefi vardır.

a) İhtiyaç
b) Statü
c) Eğlence

Arama motorları neden hayrına bize böyle bir hizmet sağlıyor? Neden böyle bir amaçları var. Arkasında ne yatıyor olabilir? İnsanların aradıklarını bulmak için ne aradıklarını bilmeniz gerekir. İnsanların istedikleri şeyleri bildiğinizi düşünün. Bu tanrısal bir erdemdir. Ve gerçekten büyük bir güçtür. Çünkü bazı isteklerimizi, başkalarının öğrenmesi vicdanen bizi rahatsız edebilir. Sorumuza tekrar geri dönelim; neden böyle bir hizmet için mücadele ediyorlar?

Bence gelecekte bilgi hür olacaktır. Şu an çok saçma bir şekilde DNA'larımız, bazı hastalıklar patent altına alınmakta, birilerinin mülkiyeti altına girmektedir. Çeşitli fikir mülkiyetleri orta atılmaktadır. Bu fikri yıkmak adına CreativeCommon adı altında bir oluşum bulunmaktadır. Fikir mülkiyeti saçma bir fikirdir. Hepimizin bulduğu şeyler çevremizdeki etkenler ve duygularla yaratılmıştır. Bilgi kimseye ait değildir. Şuanki kapitalizm etkisindeki dünyanın bu fikri kabul etmesi güç olduğu muhakkak. Fakat düşünün bundan 20 yıl önce Richard Stallman özgür yazılım felsefesini ortaya attığında da insanların bu görüşü kabul etmesi pek kolay olmadı.

Peki arama motorlarının amacı yukarıda saydıklarımız mı dersiniz? Eğer ellerindeki tüm bilgiyi herkese açacaklarsa evet amaç bilgi özgürlüğü denebilir. Ama bu işlerle uğraşanlar akademik kurumlardan daha çok ticari kuruluşlardır. Ve hepsinin bir gayesi bulunmaktadır.

Tehlikenin farkında mısınız?
Gelecekte hepimizin bir profili olacak! Şu an kullandığımız kredi kartları, cep telefonları yada çeşitli internet servislerinde bu profiller yavaş yavaş oluşuyor. Nereden hangi ihtiyacımızı alıyoruz, nerelere gidiyoruz. Hepsi kayıt altına girmeye başladı Köleliğin formları değişmeye başladı. Artık birkaç beton yığını ile örülü değiliz. Akıllarımız köleleştiriliyor. Pazarlamacılar(marketing) Semantic Web konusuna yakından takip ediyor. Ağızlarının suyu akıyor. Bu insanlardan bilgiyi korunmanın yollarını aramak, bu kurumlara karşı özgür projelerle kırmaya çalışmak gerekiyor.

Yukarıda söylenilenler daha çok ütopik ve komplo teoriler içeriyor. EPIC 2015'te benzer bir durumdan söz ediyor. Ama gerçek payı yok mu? Bunu yapmayacaklarını kim iddaa edebilir.

Internette kişisel bilgilerimizi içeren birçok küçük servis mevcut. Göze çarpanlar Google, Yahoo gibi devler tarafından satın alınıyor. Bu bilgilerde devlerin veri madenlerine katılıyor. Peki hepsini almak mümkün mü? Elbetteki hayır. İşte Yahoo tarafından önerilen çözüm. Mashup'lar. Mashup, melez servislerdir. Birkaç servisin birleşmesi ile ortaya çıkar. Bu fikir çok güzel olmakla birlikle, şirketlerin özgür yazılım felsefesinin onlar için zehirli olan tarafını atıp, açık kaynak adı altında yumuşatarak nasıl bedava insan gücü elde ettilerse, aynı şey mashup fikri ile bu küçük servislerin altyapılarını açmalarına zorlayacaktır.

İnternet Yaşamdır
Kurucusu olduğum Netology Yazılım Vakfı, internetin yaşamımızdaki vazgeçilmez yerinin farkında olan bir oluşum. İnternetin tamamen kamu yararına kullanılması için yeni teknolojiler geliştirmeyi hedeflemektedir. Yakında bu konudaki çalışmalarımızı http://www.netology.org adresinden duyuracağız.

Üstadlar (hackers) tarafından bugünkü halini alan intenet; şuan özgür olduğumuz ve global dünya fikrinin gerçekleştiği tek yer. Onu kimsenin kötü emellerine alet edip kirletmesine izin veremeyiz.

İnternet yaşamdır ve bir devletin yada kuruluşun değil tüm kamunun malıdır!


Ozgan.net

Laiklik için notlar...

Laiklik için notlar...

Biz Cumhuriyeti kuralı seksen yıldan fazla oldu.

Üstelik de “sert” bir Cumhuriyet bu.

1950’ye kadar “tek adam” ve “tek parti” sistemiyle yönetildi.

Ondan sonra da açık ve kapalı darbelerle ordu hep iktidarın denetimini elinde tuttu.

Cumhuriyet tarihimiz boyunca “silah” hukuktan üstün oldu.

Bu sert Cumhuriyet kendi “değerlerini” kitlelere “eğitim sistemiyle” enjekte etti.

“Tevhid-i tedrisat” kanunuyla eğitimi, Diyanet ile de dini kontrol etti.

Halkın yolundan “sapacağından” korktuğundan “demokrasiyi” asla cumhuriyetin değerleri arasına almadı.

Halkı, kalın çizgili dar bir çerçevenin içine hapsedip onu şekillendirmeye uğraştı.

Ve, hep “laikliği” vurguladı.

Peki bunca kontrolden ve bunca yıldan sonra ne oldu?

Bugün “şeriat” gelecek diye korkuluyor.

“Laikliğin elden gideceği” söyleniyor.

Şimdi soru şu:

Eğitimin ve dinin böyle sıkı bir denetim altına alınmasına, demokrasiye izin verilememesine rağmen “cumhuriyetin en önemli değeri” neden tehdit altında?

Neden halkın demokrasiyi değil de “şeriatı” seçeceğinden, laiklikten vazgeçeceğinden ürkülüyor?

Neden halkın “laikliği” benimsemediğinden endişe ediliyor?

Nerede, ne aksadı da cumhuriyetin “en önemli değeri,” halkın “en önemli değerleri” arasına giremedi?

Ben, bu ülkeye “şeriat” geleceğine hiç inanmadım.

Bu ülke, hilafetin merkeziyken, “halife” tarafından “şeriatla” yönetilirken bile buradaki düzen diğer Müslüman ülkelerdeki şeriat düzenine benzemiyordu.

Ama halkın, Cumhuriyetin kurucuları gibi “laikliğe” tapınmadığı da kesin.

Laiklik, en kaba anlatımıyla “dinle devlet işlerinin birbirinden ayrılması” demek.

Devlet dinin kurallarına göre yönetilmiyor laik düzende.

Devlet din kurallarıyla yönetilmeyince, halkın yaşama biçimi de “din” tarafından belirlenmiyor.

Peki, insanlar niye böyle bir yönetim biçimi yaratma ihtiyacı duydu?

Neden “laiklik” diye bir yönetim biçimi çıktı?

Laiklik, “burjuva sınıfının” güçlenmesiyle hayata geçmiş bir kavram.

Burjuvalar, krallardan ve aristokratlardan farklı olarak “varlık nedenlerini” tanrıya bağlamıyorlardı, onlar “paralarıyla”, sermayeleriyle varoluyorlardı.

İktidarlarını sürdürmek için “tanrısal” bir desteğe ihtiyaçları yoktu.

Ayrıca, ellerindeki parayı nasıl harcayacaklarının “kilise” tarafından belirlenmesini de istemiyorlardı.

Onlar paralarını özgürce harcamak istiyorlardı.

Bu yüzden laiklik, “halkın” elinde para birikmesiyle ortaya çıktı.

Parayla laiklik arasında çok kuvvetli bir bağ vardır.

Bir halkın “laik düzeni” dirençle istemesi için, elinde “özgürce” harcamak isteyeceği bir para bulunması gerekir.

O paranın sağlayacağı hayat biçiminin, “dinin” denetimi dışına çıkarılmasını talep etmesi gerekir.

Halk zenginleşmemişse, elinde para yoksa, laik düzenin ona sağlayacağı “harcama özgürlüğünün” bir anlamı kalmaz.

Sizce, Türkiye’nin “laik olup olmaması”, Hakkâri’nin bir mezraında yaşayan insanların hayatını nasıl etkiler?

Laik olduğumuzda nasıl yaşarlar, laik olmadığımızda nasıl yaşarlar?

İkisinde de aynı yaşarlar.

Laik bir ülkenin vatandaşı olup olmamaları onların hayatlarında hiçbir fark yaratmaz.

Eğer, bugün “Laiklik elden gidiyor” diye üzülenler, bu üzüntülerinde samimi iseler öncelikle akıllarına takmaları gereken soru, “Halkı nasıl zenginleştireceğiz” sorusu olmalı sanıyorum.

Peki, Türkiye’de yaşayan insanlar nasıl zenginleşir?

Türkiye dışardan kaynak almadan zenginleşemiyor.

Yabancı yatırıma ve dış dünyayla çok ciddi ekonomik bağlara ihtiyacı var.

Yabancı yatırımcıları buraya çekebilmek ve gelişmiş dünyanın parçası olabilmek için de “hukukunu ve demokrasisini” sağlama almak zorunda.

Bunu sağlayabilmenin en iyi yolu da gelişmiş ülkelerin “hukuk kriterlerini” kabullenmek ve o dünyanın parçası olmak.

Kısacası Avrupa Birliği’nin üyesi haline gelmek.

Eğer Türkiye’nin “laik” olmasını isteyenler, bunu halkı zenginleştirmeden, sadece darbelerle ve silah zoruyla yapabileceklerini sanıyorlarsa, Cumhuriyet tarihine baksınlar, onca baskıya ve silaha rağmen istedikleri noktaya gelmedik.

Gelemeyiz de.

Laiklik isteyen, halkın zenginleşmesini talep etmek zorunda.

Halkın zenginleşmesi ise gelişmiş dünyanın parçası olmaktan geçiyor.

Anlayacağınız, hem laiklik isteyip hem de Avrupa Birliği’ne ve demokrasiye karşı olamazsınız.

Öyle olursanız amacınıza asla ulaşamaz ve hep korku içinde yaşarsınız.

“Laikçilerin” çıkmazı da burada zaten.

Hem laiklik istiyorlar hem de halkı zenginleştirip laiklik yanlısı yapacak demokratik gelişmelere karşı çıkıyorlar.

Bu kısırdöngüden hiçbir zaman kurtulamayacaklar.

Laikliği buraya, halkın zenginleşmesinin önünü açacak olan demokratlar getirecek o yüzden.

Taraf Gazetesi, 12 Nisan Cumartesi

Ahmet Altan