iPhone Factory | iPhone Hakkinda Hersey

30 Eylül 2007 Pazar

Modern zamanlarda aşk bu mudur?..

Nur Çintay A.

30/09/2007

Artık bitti o kuzenin doğum gününde tanışmalar, okul yıllıklarından resim kovalamacalar, önce bir dörtlü ısıtma çıkmalar. Teknoloji ilişkileri de hızlandırıyor.
Facebook'ta 'ısırılmak' an meselesi, kimin nesiymiş bakalım diye isim derhal google'lanıyor, eskiden gece 24'le sabah 03 arasına koyduğumuz her türlü ön konuşma ofis saatleri içinde msn'de yazışarak yapılıyor.
Geçenlerde bir arkadaşımız son sevgilisini anlatıyordu. Fakat bahsettiği isim bir tuhaf. Daha doğrusu, Türkçede öyle bir erkek adı yok. Ya uzun söyleyecek bir hecesini, ya son harfi değiştirecek. "Yaa" dedik, "Emin misin çocuğun adının bu olduğundan?" "Tabii ki de" dedi. "Ama" dedik, "Böyle böyle." Israr etti, "Şu kadar gün geçti bu ilişki başlayalı" dedi, "Siz hep benle dalga geçiyorsunuz zaten, bir adamın adını öğrenmekten aciz miyim ben?"
"Yok" dedik, "Estağfurullah şekerim. Hani böyle yazılıyordur da şöyle okunuyordur belki."
Birden bakakaldı. "Haa" dedi, "E ben hep yazılı gördüm onun adını, hiç söylemedim ki!"
'Sevgili' diye anlatılan birinden bahsediyoruz, günlerdir sürmekte olan bir 'ilişki'den konuşuyoruz ve adamın adını bilmiyoruz. Çünkü sadece msn'de ilerlemiş her şey ve hiç konuşulmamış ki kız ona adıyla hitap etsin, çocuk da benim adım da şu, diye bize gerçek telaffuzu öğretsin!
Ben böyle bayılırım kâğıt olsun, kalem olsun, zarfından sticker'ına her türlü kırtasiye olsun, bunlar muhtelif renk ve ölçülerde olsun, mektuplar, notlar yazalım birbirimize, irsaliye formu dolduralım boş vakitlerimizde...
Ama 'modern zamanlar'da konuşma bile yok diyorum size, nerde kaldı aşk mektubu... Devir o devir değil.
Anlaşılan Sarkozy bu işlerde bayağı geri kalmış. Ya da partneri. Vadesi dolmuş bir formattalar.
Yazılanlara göre, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin bakanlar kurulundan çıkarken elindeki evrakların en üstünde, yüzü bize dönük olarak tuttuğu kâğıt, gazeteci eski sevgilisi Anne Fulda imzalı olduğu tahmin edilen bir aşk mektubu.
Vaziyeti kurtarmak için araya eski dostlar giriyor, mektubun Cecilia hanıma yazıldığı söyleniyor filan ama nihayetinde, Nicolas beye "Seni yıllardır görmemiş gibiyim. Çok özledim. Perşembe günü Fas'a gidiyorum. Gelecek hafta ya da hafta sonu buluşalım. Milyonlarca öpücük" dendiği, kuvvetlice iddia ediliyor.
Mecranın, formatın taponluğu bir yana, yazılanlar da bunlar yani! Hani akrostiş yapmıştır, başka bir kitsch sanata yönelmiştir, yanına iki çizim attırmıştır, anlarız. Ama bu haliyle: Tarihten bir yaprak. Onun da çok zayıfı.
Lüsiyen Hanım'ın Abdülhâk Hâmid'e yazdığı aşk mektupları vardır, 1920'lerde kaleme alınmış, hepsi de 'Efendiciğim' diye başlayan (Oğlak/Edebiyat/Mektup), insan onları hatırlıyor. Ama onlar lezzetlidir, cilvelidir, edebiyatlıdır, böyle sade suya tirit değil.
Ancak kısa bir mail/SMS notu olabilecek içeriği, mektup formunda, evraklarının en üst görünür cephesinde tutan Sarkozy'ye ne demeli peki?
Bu aşkî meselelerde, geçtik mektubu/notu, her nevi kâğıdı (alışveriş faturası, yemek fişi) derhal imha etmek gerektiğini bilmeyen bir acemi mi? Bir aşk mektubunu sıradan bir evraka indirgeyen sadık bir koca mı?
Gözü aşktan kör olmuş, önlem almayı bile unutmuş bir âşık mı?
Doğrusu her şık kendi içinde problemli.
Ve bu devirde bir aşk mektubunu yönetemeyen adam, benim cumhurbaşkanım olamaz!

(Radikal)

29 Eylül 2007 Cumartesi

Hiç 1 şey beceremedim

Perihan Mağden

29/09/2007

Günlerdir evde kapalı oturuyordum: Grip, soğukalgınlığı, nezle: O neyse 'geçsin' diye.
Normalde belirtileri sayıp döküp çok yakın arkadaşıma telefonda, söylediği ilacı almaya başlarım başlangıcından hastalığın bir-iki gün sonra. (Cümle de çınar ağaçları gibi devrildi gitti gözlerimizin önünde.)
Bu defa telefon DAHİ açmadan arka yoldan koşarak dolanıp Hastalığı 3 günde yerle bir etmez miyim- gibi bir fikre kapıldım.
Kapılmakla kalmadım Azitro+A-ferin'ledim kendimi ilk sabahtan başlayarak. Bol bol uyuyorum filan: Hızlandırılmış Soğukalgınlığı Kursu.
Üç gün bu süper uygulamalarımın neticesinde-
Ki, A-ferin Kafası diye bi şey var: Ve de perşembe günkü yazımda İsmet Berkan'ın yazısının da, Mehmet Ali Kışlalı'nın yazısının DA tarihi olarak 25 Eylül yazmışım.
Doğru Cevap: 26 Eylül olacak.
Bu hatamı fark eden AtikŞampiyonlarLigi bir-iki 'entry' yapmış olabilirler (already) Kötü Sözlük'e.
Her neyse 'Yaz demedim/Kış demedim/Nezle demedim/Mantokafa demedim' misali fedakârca yazımı (karışık da olsa) yazıp yolladım mı? Yolladım!
Ve fakat 3 günde, yeni nesil antibiotikler artı bu kişinin süper sıkıntılı azmiyle, hastalığı yenebildim mi?
Yenemedim! Ama Batı Tıbbı'na ne kadar güvenirsem güveneyim, Hastalığın geri kalan günlerini biotiksiz/antisiz filan, dededen kalma Aspirin'le atlatacağım. Yani atlatamayacağım.
Şerefsiz kendi çizelgesi dışında çizelge tanımıyor! Tamamlayacak döngüsünü!
Tamamla ulan! Senden şikâyetim mi var??
Yok da hakikaten, şikâyetim: dün bütün telefonlar kapalı Ayrıntı'nın yolladığı
XIX. Yüzyılda Bir Aile Cinayeti
Annemi, kız kardeşimi, erkek kardeşimi
katleden ben,
Pierre Rivière kitabını, ki Michel Foucault ve Beraberindekiler 'kolektif bir çalışmanın ürünü' olarak oluşturmuşlar kitabı; okudum, okudum. Okudum.
Ve fakat 'true-crime' (hakiki suç) okuma konusunda bir nevi tövbekâr olsam ve de Foucault'nun adına sığınarak BU sulara düşsem de-
Belki 'olay' bin sekiz yüzlerde geçtiği içindir Fransız Kırsalı'nda: ve fakat Fransızlar'ın zamanla bambaşka bir ilişkisi var.
Kitapta olsun, filmde olsun, yemekte olsun: ne halt yapılması icap ediliyorsa yani. Fransızlar İçin Zaman ve onun karşısında Amerikalılar İçin Zaman söz konusu ki; İngilizler için dahi bambaşka bir zaman kavramı söz konusu.
Yani Anglosaksondur deyip geçmeyin, soğuk sular içmeyin.
Amerikalılar tüm zımbırtılarıyla İşgaliye Kuvvetleri olarak o denli Amerikalılar İçin Zaman'ı oturtmuşlar ki, hayatımıza.
Diyelim ben, Bir Takımımız o denli Amerikalılar İçin Zaman'a esir düşmüşüz/terfi etmişiz/ne olmuşsa olmuş işte: yani Amerikalılar dışında yapılan/edilenler-
Bi yavaş, bi olmayacak, bi kağnı- öyle acayip geliyor/gelir oldu ki bana.
Bu sabah da tammm öyle bir Zaman Sorunsalı yaşayıp ufak/ceviz/cezve DHL ile UPS arasında 18 telefon görüşmesi yaparak 'Vay paketi önce kim alacak?' vuruşturması yap yap. (Paketi verip evden fırlayacağım başka işler için- hesapta.)
UPS kazansın.
Da: ne için? Sözünü tutmamak için!
Bu defa 7 görüşme daha: 'Vay hani 1 saat içinde alıyordunuz da; sözleriniz boş muydu da? boşunamıydı da-' Vırrr. Vırrrr. Vırrrr. Neye yarar bunca çene??
İkinci saati idrak etmekteyiz. Ufukta BİR SAAT İÇİNDE paketi almaya söz verdiği için DHL'in kara kaşına/gözüne yeğlediğim UPS'den eser yok!
Ama ben burada, masamın başındayım. Amerikan Standartlar Enstitüsü tarafından ayarları bağlanmış, yani hepten bozulmuş halde.
Zira Amerika'da dahi böyle 1 Zaman Anlayışı olmuyor/olamıyor/uymuyor- orda dahi ciddi sorunlar yaşıyorum diyelim telefonu bağlatırken/ederken.
Herhangi 1 mekanizmanın dişlilerinde.
Zamanla oynanması, zaman denilen o lastikli cenabet şeye esir düşmek esasında ve Amerikan (Kültür) Emperyalizmi'nin en büyük zararı da budur belki de.
Mübarek Ramazan'a bağlayıverdim.
Orucu bekleyemezdim diyelim ben Müslüman olsaydım.
Ya da 'Beklemek' üstüne iftar vaktini, o denli kafa yorup zikziklenirdim ki 'Al orucunu da!' derdi Yukardan 1 Ses. (Yukarda Ses varsa tabii ki.)
Belki de; Yukarda Ses Olduğuna İnananların Zamanı ve Diğerlerinin Zamanı diye (esas) 2 temel şey var: Her halukârda benim zamanımla onların sonsuz zamansızlığı uymuyor da uymuyor.
Yabancı Şirket, yok hâlâ bu arada Ortalıkta.
Kapı çalmıyor.